9 Eylül 2007 Pazar
5 Haziran 2007 Salı
BURSA ULAŞIM
Nilüfer
Tüketici Hakem Heyeti
Başkanlığı’na
Nilüfer- BURSA
ŞİKAYETİ
YAPAN : Mehmet KARTAL
Nilüfer Yerel Gündem21
Barış Mah. Lozan Sok. İncir Parkı İçi
Nilüfer-BURSA
Telefon
(0-224-452 32 00)
ŞİKAYET
EDİLEN :1. Bursa Büyükşehir
Belediyesi Başkanlığı
Atatürk Cad. Uçak Sok. No:2 BURSA
2. Bursa Otobüsçüler Temin Tevzi Kooperatifi
Şehirlerarası Otobüs Terminali – BURSA
AÇIKLAMALAR :
- 19.03.2007
tarihinde Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası,
BOY-KOOP(Bursa Otobüsüler Temin Tevzi Kooperatifi’ne), T.C. Ulaştırma
Bakanlığı Kamu Ulaştırması Genel Müdürlüğü’ne hitaben yazdığım yazıda,
Bursa Şehirlerarası Otobüs terminali’ne beni ziyarete gelen bir konuğumu almak
üzere gittiğimi, 17 dakika kadar ücretli otoparka aracımı bıraktığımı ve
bunun için 3,5 YTL otopark ücreti ödemek zorunda kaldığımı bildiren bir
yazı yazmıştım.(EK-1) İlgili yazıda 19.11.2006 tarih ve 26351 sayılı
T.C.Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Karayolu Taşıma
Yönetmeliği’nin 51. maddesinin C bendinin 3.fıkrası hükmünü “....ancak yolcuları terminale
getirmek veya terminalden almak üzere 25 dakikayı geçmeyen giriş ve
çıkışlarda özel otomobillerden hiçbir şekilde ücret alınmaz…”
belirtmiş ve yapılan işlemin yasal olmadığını yönetmelik hükmüne uygun
davranılması gerektiğini ifade etmiştim. Söz konusu yazılardan sadece
Bursa Büyükşehir Belediyesi Kaynak Geliştirme ve İştirakler Dairesi
Başkanlığı’ndan 12.04.2007 tarih ve 9824 sayılı(EK-2) ekte yer alan yanıtı
tarafıma ulaşmıştır. Tarafıma ulaşan yazı bilgi verme niteliklidir.
- İlk yazıda ifade ettiğim uygulama hali hazırda sürmektedir. Bursa kenti günde on binlerce insanın giriş çıkış yaptığı ülkemizin 4. büyük kentidir. İstanbul – İzmir aksı üzerinde yer alması nedeniyle çok sayıda yolcunun taşındığı bir kenttir. Öte yandan Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali’ne düzenli ve ekonomik bir toplu taşıma hizmeti olmadığı gibi, yakın zamanda BursaRay hattının bölgeye getirilmesi mümkün görünmemektedir. Yurttaşlarımızın zaten bin bir zorlukla ulaşım sağladıkları bu kentte, bir de yasalara aykırı biçimde bedeller toplanması hukuksal değildir. Yazılar dikkatle incelendiğinde 2 nokta öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi yetkili kurumların sorumluluğu kendi üzerlerinden özel bir kuruluşa aktardıklarını ifade ederek kendilerini bu konuda sorumlu görmüyor olmalarıdır. Oysa gerek Belediye ve gerekse Bursa Ticaret ve Sanayi Odası bu konuda sorumluluk sahibidir. İkincisi ise kendilerin yapılan başvuru üzerine yasaları işletmek gibi bir davranış ve refleks yerine “bilgi verme” yönünde davranmalarıdır. Ayrıca terminal girişinde ayrıldığı söylenen ve 30 araçlık olduğu belirtilen bu alanla yasanın amir hükmünün çevresinden dolaşmaya çalışmaktadırlar.
SONUÇ
ve İSTEK :
1.
Bursa
Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde sürdürülmekte olan uygulamanın derhal
durdurulması ve uygulamanın yukarıda zikredilen Kara yolu Taşıma Yönetmeliği’ne
uygun hale getirilmesini,
2.
Bursa
Ticaret ve Sanayi Odası ‘nın 27.02.2007 tarihli meclis kararının yönetmeliğe
uygun hale getirilmesini,
3.
19.11.2006
tarih ve 26351 sayılı T.C.Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren
“Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 51. maddesinin C bendinin 3.fıkrası “....ancak yolcuları terminale getirmek veya
terminalden almak üzere 25 dakikayı geçmeyen giriş ve çıkışlarda özel
otomobillerden hiçbir şekilde ücret alınmaz…” hükmünün uygulanmasını istiyorum.
17.05.2007
Mehmet
KARTAL
11 Mayıs 2007 Cuma
24 Kasım 2006 Cuma
KÜBA NOTLARI
EL PUEBLO UNİDA JAMA'S SERA'
VENCİDO örgütlü halk yenilmez
Chavez son seçimleri kazandıktan
sonra böyle demişti. Bunu gittiğimiz de Küba’da yaşadık ve tanık olduk.
Küba’da geçen 7 gün... En önemlisi
Başka bir dünya mümkün sözünü söyleyenlerle değil devrimi yapan insanlarla
karşılaştık. Bir iddianın yerine getirildiğini gördük.
Bir delikten bakarak koca bir ülkeyi
görme sevdası
Gördüğümüz kocaman bir hiç, bunlar
sadece izlenimler
Olabildiğince çok insanla konuşma ve
çok soru sorma çabası –CHARLES’in söyledikleri
Duygusal bağlılık HASTA LA VİCTORİA SİEMPRE
Latin Amerika’da gelişen sol
(CHAVEZ-LULA-BECHELET-MORALES-ORTEGA-FİDEL) Küba içinde önemli bir umut
İstanbul Paris 3 saat 1 saat aktarma
Paris – Havana 9 saat uçak yolculuğu
Havaalanında karşılanma
Charles ve dostluk- eski bir dostu
görmüş gibi olma
KÜBA CUMHURİYETİ
Yüzölçümü : 110 bin km2
Nüfusu : 11.230.000
Ortalama Yaşam Ümidi : 76,6 yıl
Bebek Ölüm Oranı : binde 7,3
Okuryazarlık Oranı : %96,2
İnanç Sistemi : %40 Katolik
:
%10 Protestan ve Pagan Afrika İnançları
:
%50 İnançsız
Etnik Yapı : %51 Afrika-Avrupa
Melezleri
:
%37 Avrupa Kökenliler
:
%11 Afrikalı Siyahlar
:
% 1 Çinliler
Kişi başına GSMH(2004) : 1150 $
GSMH(2004) :12 milyar dolar
GSMH içinde Turizmin payı(2004) :7
milyar dolar
Turist Sayısı (2004) :2 milyon kişi
Ana ticari Ürün :Şeker
Kamışı
% 50 den
fazla-dünyanın 3 .büyük şeker kamışı üreticisi
İşsizlik Oranı :%2,5
ABD’ye uzaklığı : 90 mil yaklaşık 160 km
Para Birimi : National Peso
:
Dövize Çevrilebilir Peso(CUC)-2004
:1
EURO = 1,14 CUC
:1
CUC = 24 NP
Asgari Ücret :120 NP =
5 CUC
Doktor Ücreti(Pratisyen) :537 NP =
23 CUC
(Uzman) :650 NP
Subay-Polis :800 NP
1 Kutu Yerel Bira 3 CUC = 20 günlük Asgari ücret
1 Kutu Cola 1,5 CUC
= 10 günlük asgari ücret
Örnekler ver-hediyelik
eşya-puro-içki- yemek-giyim
Dolardan fazla komisyon alıyorlar
ambargoya misilleme olarak
Ayrıca bir çok kredi kartı geçmiyor,
özellikle ABD bankalarına ait olanlar hiç geçmiyor.
1962 KARNE(LİBRETA) UYGULAMASI
Otuza yakın gıda maddesinin kişi
başına düşen tutarı
28 gr kahve
300 gr tuz
14 yumurta
Günde 1 ekmek
Sabun/diş
macunu/deterjan/bisküvi/hatta kadınlar için orkid
Tüm bunlar asgari ücretin
%40’ına yani 30 NP
1990’a kadar libreta uygulaması
oyuncak/giyim ve ev eşyalarını da kapsıyormuş
Çocuklar 7 yaşına gelene kadar 1 litre süt bedelsiz
7-13 yaş arası meyveli yoğurt bedelsiz
KÜBA TARİHİ
Jose Marti 28 Ocak 1853'te Havana'da
doğmuş.
İspanya'ya karşı bağımsızlık savaşımı
verenlerden olduğu için 17 yaşında tutuklandı ve 6 aylık kürek cezasından sonra
İspanya'da Madrid'e sürüldü. Madrid'te Zaragosa üniversitelerinde hukuk,
felsefe ve filoloji eğitimi gördü. 1874'te Latin Amerika ülkelerini dolaştı.
1878'de Kübalı toprak sahiplerinin İspanyollarla anlaşması nedeniyle sona eren
savaş ve çıkan af ile ülkesine geri döndü. 1880'de Kuzey Amerika'ya geçti,
göçmen olarak yaşadı. Gizli siyasal faaliyetinden dolayı iki kez yine
tutuklandı. Daha sonra New York'a yerleşti. Buradan Buenos Aires' de çıkan La
Nicion adlı gazetede ona ayrılan köşedeki yazılarından dolayı ünü bütün Latin
Amerika'ya yayıldı. 1892'de Partido Revolucionario Cubano (Küba Devrimci Partisi)
kuruldu ve Marti, PRC' nin temsilciliğine seçildi; aynı zamanda Patria (Vatan)
adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1895'de Küba halkını bağımsızlık savaşına
çağıran ve Partinin manifestosu niteliğinde olan Monte Kristo Bildirisi'ni
kaleme aldı.
1895'de Kübalı yurtseverler bir kez daha İspanya'ya karşı savaş hazırlıklarına başlamıştı. Marti Küba'ya döndü ve 1 ay sonra 19 Mayıs 1895'te arkadaşlarıyla birlikte küçük çaplı bir çatışmaya girdi ve çatışmada İspanyol askerleri tarafından öldürüldü. Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol sömürge/koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır.
1895'de Kübalı yurtseverler bir kez daha İspanya'ya karşı savaş hazırlıklarına başlamıştı. Marti Küba'ya döndü ve 1 ay sonra 19 Mayıs 1895'te arkadaşlarıyla birlikte küçük çaplı bir çatışmaya girdi ve çatışmada İspanyol askerleri tarafından öldürüldü. Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol sömürge/koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır.
“Küba’da erkekler için devrim tüm
kadınları yüzleri gülmeden tamamlanmış olmayacaktır.”
1878
Bağımzsızlığını kazandı
1934 ABD himayesinde kaldı
1959 Fidel ve gerillalar Havana’yı
ele geçirdi ve Batista kaçtı.
1960 ABD ambargosunun başlaması
1976 yılında Küba Komünist Partisinin
egemenliği kesinleşti.
1989 SSCB yıkıldı.1991 SSCB yardımı
kesti.
1994 Ağustosu Fidel’e karşı büyük
grev Malecon sokaklarına çıkan halkı Fidel burada karşılamış,neredeyse herkesi
tek tek dinlediği söyleniyor.
1994 Fidel Havana’da belli bölgeleri
turizm açtı.
(50 -50 joint
ventura/ağırlık İspanyollar/eski otellerin onarımı)
Paladarların ve ev
pansiyonlarının açılışı
En çok 10 kişi
alan özel işletmeler
Kübalılar otellere
giremez, Havana sokakları ve jineterolar(bir tür fahişe)
Sadece fuhuş
olarak değerlendirmek yanlış
Temizlik
anlayışı/seks anlayışı/aile anlayışı/ritim duygusu LATIN ATEŞİ
Cubanacan resmi
turizm acentası- ödeme acentaya
******Juan Antonio Blanco – Talking
About Rev. Kanser örneği*******
SAĞLIK
Küba sağlık ta
ABD’nin 27 de biri kadar harcama ile tüm temel sağlık
istatistiklerinde ABD’den daha iyi durumda. Ortalama yaşam ümidi bebek ölüm
hızı, anne doğum hızı, birçok salgın hastalıkta ABD’den iyi durumdalar.
Sevk Zincirine bağlı bir sağlık sistemi kurulmuş. 700-800 kişilik bir bölgede
1 doktor ve 1 hemşireden oluşan aile hekimleri görev yapıyor. Bu doktor ve
hemşire hizmet verdiği mahalle/bölgede oturmak zorundalar. Doktor sevk etmeden
bir üst basamakta sağlık hizmeti
verilmiyor. İnsanları hasta etmeme üzerine kurulu bir sistemleri var. 2 basamak
poliklinikler var onun üstünde en çok 3 gün kalınabilen hastaneler var. En
üstte ise yataklı tedavi hizmeti veren kurumlar var. Sağlık tümüyle parasız ve
herkes için eşit. Her şey. En pahalı ilaç olan AIDS ilaco bile 1 NP altında .
Küba dünyanın önemli aşı üreticilerinden.Ambargo nedeniyle aşıyı satamıyor.
Tropikal ülkelerin tümünde görülen deng humması ve sarı humma Küba’da yok.
Tamamıyla temizlenmiş bu iş için emeklileri kullanmışlar. Her yeri ilaçlıyorlar
hala. Küba Kolombiya ve Peru hariç tüm Orta ve Güney Amerika kıtasında sağlık hizmeti veriyor. Binlerce Kübalı doktor çalışıyor.
Bunu ilginç bir biçimde paraya tahvil etmemeye özen gösteriyorlar. Afrika’da
Mali’de bu sene bir tıp fak.açıyorlar. Hemen tüm güney Amerika kıtasında
çalışan binlerce Kübalı doktor var. Son gelişme ile kübadaki sistemi
Venezuela’da kurmak için 8 bin doktor çalışıyor ve karşılığında Chavez Fidel’e
petrol veriyor. Göz konusunda özellikle katarakt tüm Amerika kıtasına hizmet
veriyorlar. Çok sağlam ve düzgün işleyen bir sağlık
sistemi oluşturmuşlar. İlaçlar parasız-kanser ilaçları 1 dolar-. Çocukluk çağında her çocuğa ücretsiz
olarak 13 aşı yapılıyor. Hastaneler çok temiz ve düzenli. Bakanlığın
adı HALK SAĞLIĞI BAKANLIĞI...
EĞİTİM
Küba Cumhuriyeti Hükümeti,
vatandaşlarının eğitim hakkının gerçekleşmesine çok büyük önem vermektedir.
Vatandaşların bu haktan yararlanmaları için kurumsal ve yapısal engellerin
ortadan kaldırılması Küba'nın eğitim politikasının önemli önceliklerden
biridir.
Bu hedefe yönelik olarak alınan ilk devrimci önlemler; cehaleti ortadan kaldırmak ve bugün artık gerçekleşmiş olan eğitimin her düzeyinde ücretsiz ve evrensel bir kamu hizmeti olmasının sağlanması olmuştur.
Küba ulusal eğitim sisteminin temel ilkeleri:
a) Eğitimin tarafsızlığı ilkesi
Herkesin görevi ve hakkı olan eğitim Küba'da başarıyla hayata geçirilmiştir. Yaş, cinsiyet, ırk, din ve ikamet yeri ayrımı yapılmaksızın herkes bu haktan eşit bir şekilde yararlanır.
b) Öğrenim ve işin bütünselliği ilkesi
Küba eğitim sisteminin asıl ilkesi teoriyle pratiği, okulla hayatı, eğitimle üretimi birbiriyle bağdaştırmaktır.
c) Farklı ilgi alanlarına duyarlılık ve eğitimin bütünselliği ilkesi
Küba eğitim sistemi; her bir öğrencinin özelliklerine, ilgilerine ve yeteneklerine göre gereksinim duyduğu eğitimi sağlamaktadır.
d) Parasız eğitim
Eğitim her seviyede hiçbir ücret talep edilmeksizin sağlanmaktadır. Devlet, tüm öğrenciler için geniş bir burs sistemi oluşturmakta ve öğretimin evrenselleştirilmesi için çalışanlara da birçok öğrenim olanağı sağlamaktadır.
Bu hedefe yönelik olarak alınan ilk devrimci önlemler; cehaleti ortadan kaldırmak ve bugün artık gerçekleşmiş olan eğitimin her düzeyinde ücretsiz ve evrensel bir kamu hizmeti olmasının sağlanması olmuştur.
Küba ulusal eğitim sisteminin temel ilkeleri:
a) Eğitimin tarafsızlığı ilkesi
Herkesin görevi ve hakkı olan eğitim Küba'da başarıyla hayata geçirilmiştir. Yaş, cinsiyet, ırk, din ve ikamet yeri ayrımı yapılmaksızın herkes bu haktan eşit bir şekilde yararlanır.
b) Öğrenim ve işin bütünselliği ilkesi
Küba eğitim sisteminin asıl ilkesi teoriyle pratiği, okulla hayatı, eğitimle üretimi birbiriyle bağdaştırmaktır.
c) Farklı ilgi alanlarına duyarlılık ve eğitimin bütünselliği ilkesi
Küba eğitim sistemi; her bir öğrencinin özelliklerine, ilgilerine ve yeteneklerine göre gereksinim duyduğu eğitimi sağlamaktadır.
d) Parasız eğitim
Eğitim her seviyede hiçbir ücret talep edilmeksizin sağlanmaktadır. Devlet, tüm öğrenciler için geniş bir burs sistemi oluşturmakta ve öğretimin evrenselleştirilmesi için çalışanlara da birçok öğrenim olanağı sağlamaktadır.
Devrim
Sonrası...
1961
yılında, milyonlarca insana okuma yazma öğretmek için 100 binden fazla gencin
katılımıyla gerçekleştirilen ve bir yıl süren bir kampanyayla okuma yazma
sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
Devrimin
zafer kazanmasından önce mevcut olan okul sayısı 7.674'den 12.442'ye
yükseltilmiştir.
Eğitim
her seviyede parasız hale getirilmiştir.
Öğrencilerin
onuncu sınıfa kadar eğitimlerine devam etmeleri zorunlu hale getirilmiştir. Şimdi
12 yıla çıkarmışlar. Zorunlu dersler dans spor ve inglizce..
Küba'da
her 42 vatandaşa bir öğretmen düşmektedir. Bu da Küba eğitim sisteminin
ulaştığı oldukça yüksek seviyeyi göstermektedir.
5 ile
14 yaş arası ilköğrenim oranı %100'dür.
Okulların
çok büyük bir çoğunluğu, 220 gün boyunca, her gün 6 - 7 ders saati olmak üzere,
tüm gün eğitim vermektedir.
Kendilerini
geliştirebilmeleri ve topluma dahil olabilmeleri için özel eğitime gereksinim
duyan çocuklar için özel okullar kurulmuştur.
Ülkede,
ilk ve orta öğrenimden mezun olan herkesin eğitimlerine devam etmeleri
sağlanmıştır.
Lise
ve yüksek öğrenim mezunlarının istihdamı devlet güvencesine alınmıştır.
Ülke
genelinde toplam 49 adet üniversite bulunmaktadır.
1959'dan
bu yana 635.000 kişi üniversitelerden mezun olmuştur.
2004
yılı itibariyle üniversitelerde öğrenim görmekte olan 125.000'den fazla öğrenci
bulunmaktadır.
Yüksek
Öğrenim Bakanlığı Üniversitelerine bağlı 73 Araştırma Merkezi bulunmaktadır.
Küba'ya
baktığımızda, Ocak 1959'dan bugüne.
Birinci aşama: Okuma - yazma
kampanyası,
İkinci aşama: 1972 yılında
Eğitim Tugayı (Manuel Ascunce Domenech) kuruluşu,
Üçüncü aşama: Halkın tamamının
bütünlüklü ve genel bir kültür seviyesine ulaşmasını hedefleyen Fikirler
Savaşı.
Eğitsel
ve kültürel amaçlar doğrultusunda televizyon kullanımı yaygınlaştırılmıştır.
Kültür,
bilgi ve ders programları yayınlayan eğitici bir TV kanalı kurulmuştur.
Halkın
ulusal ve uluslararası güncel sorunlar hakkında doğru bilgilere, ve yabancı dil
öğrenimini de içeren önemli konular hakkında yararlı bilgilere ulaşmasında çok
büyük katkısı olan "Herkes için Üniversite", "Yuvarlak
Masa" ve "Açık Kürsü" gibi programlar yayınlanmaktadır.
İlköğretimden
yüksek öğrenime kadar bilgisayar dersleri yaygınlaştırılmıştır. Bilgisayar
dersleri ilköğretim 2. sınıfta başlamaktadır.
Öğrencilerin;
ansiklopedi, atlas, sözlük ve diğer önemli yapıtlara kolayca ulaşmalarını
sağlayan "Özgürlük" Yayınevi Programıyla kütüphaneler
zenginleştirilmiştir.
Şu an için, bu
okullarda 11.677 öğrenci kayıtlı olup önümüzdeki on yıl içerisinde, tüm halka
ve eğitim sisteminin genelinde estetik ve sanatsal eğitimi sağlamak üzere 35
binden fazla müzik, dans, tiyatro ve plastik sanatlar öğretmeni mezun
olacaktır.
Ülke
genelindeki dört okulda Sosyal Hizmet Uzmanı yetiştirilmektedir. Şu ana kadar
yaklaşık 7.000 kişi mezun olmuştur. Bir o kadar öğrenci de daha sonra
yaşadıkları bölge belediyelerinde çalışmak üzere bir yıl yatılı olarak okumakta
ve aynı zamanda üniversite eğitimlerine devam etmektedirler.
Okumamış
ve çalışmamış 17 ile 29 yaş arası 114 binden fazla gencin eğitimlerini
tamamlamaları için Meslek Edindirme Eğitim Merkezleri kurulmuştur.
Binlerce
genç, sınıf öğretmenliği, bilgisayar öğretmenliği ve temel orta öğretim eğitimi
için öğretmen olarak formasyonlarını tamamlamışlardır. Iki yıl içerisinde
toplam 10.158 öğretmen mezun olmuştur.
Gerçek
sosyal adalet için gerekli olan eğitime ve genel kültüre halkın ulaşabilmesi
için üniversite çalışmalarının evrenselleştirilmesi Fikirler Savaşının
stratejik bir amacı olmuştur.
"Bir
halkın okuma-yazma öğrenmeye başlaması, tarihinde öğrendiği kültürel ve eğitsel
gelişimin en sıradışı deneyimi olmaya devam edecektir" .
Fidel Castro
ULAŞIM
ve İLETİŞİM
Devrimin
Küba’da çözemediği en önemli 2 sorun. Hem kent içi hem kentler arası ulaşımda
sorunlar var. Yaygın demiryolu Havana dışında var. Santa Clara- Havana arası 5
gidiş-5 dönüş şeritli yol. Ama araçlar eski yollar sakin. Ulaşım önemli sorun
DEVEler var iç ulaşımı onlarla sağlıyorlar. Havana’daki tramvay hattını
bakımını yapıp iyileştiremedikleri için sökmüşler. Taksilerin tümü devletin.
Turizm şirketleri turistler için minibüsler almış çoğu yeni ve lüks araçlar,
ancak Kübalılar pek binmiyor pahalı. Bisiklet ve motorsiklet yaygın. Yayalık
daha da yaygın. Çinlilerle bir anlaşma yapmışlar yeni körüklü otobüsler
alıyorlar. Ayrıca 2006 ve 2007 yılları enerji yılı ilan edilmiş. Ellerindeki
buzdolabı ve diğer elektrik harcayan cihazlar eski bunları daha az enerji
harcayan cihazlarla değiştireceklermiş.
Cep
telefonu önemli bir ayrıcalık. Sadece belli Kübalılarda var. Sabit telefonların
sayısı yeterli değil. İnternet ulaşımı oldukça sınırlı. Ancak TV her yerde var
ve FOX-CBS-CNN-vb. tüm dünya televizyonları ile Latin amerikanın sol
kanallarının tümü izlenebiliyor. Su
için ayda 1 pezo ödüyorlar. Elektrik ayda 20-25 pezo. Telefon 6 pezo kadar.
Ancak Havana’da her evde telefon olmadığını söylemeliyim. Bir kısıtlama yok .Ancak Fidel açlığı
engellemek için çocukları kesip yiyecek yapıyor propagandasından beri özgür
basın yok. Hepsi kapatılmış. 4-5 tane gazete var (Granma- Prensa vb.) halk bu
gazeteleri alıp okuyor. Santa Clara’daki kütüphane.görme engelliler, büyüklük,
kitap sayısı vd.
MÜLKİYET
İlginç
bir mülkiyet sistemi var. Devrim Batista dönemindeki tüm zenginliğe el koymuş
ve evleri herkese dağıtmış, evsiz yok herkesin evi var. Evler kişilerin kendi
mülkü, babadan oğla geçebiliyor. Ancak kentte 1 kırda 1 olmak üzere en çok 2
eve sahip olabiliyorsun. Kırdaki ev kırevi gibi olacak. Evini istersen
satabiliyorsun ama önce gidip devlete satmak zorundasın. Devlet almıyorsa sana
bir belge veriyor ve bu kişinin evini almıyorum ve evi şu değerdedir diye ancak
o zaman bir 3.kişiye ev satmak mümkün. Ama arabaların üzerinde böyle bir
kısıtlama vb. yok. İsteyen istediğin aracı alıp satabiliyor. Oteller, küçük ev işletmeleri dışında
neredeyse tüm işletmeler devletin elinde ve kontrolünde yani jargona uygun
söylersek üretim araçlarının mülkiyeti devletin elinde.
İŞÇİ/MUTLU/DEVRİMCİ
KATILDIĞIMIZ
toplantı
Yaklaşık
20 ülkeden 155 belediye ve 600 katılımcı. Ulusal Meclis Binasının anlatımı
Eski
tüfekler, siyasi ağabeyler, yalnızlık duygusu
Milletvekilleri
609 kişi ve bu işi yaptıkları için para almıyorlar, herkesin bir mesleği ve işi
var milletvekilliği görev
Katrina
kasırgası ABD’de New Orleans’ da yoksulların ölümüne yol açtı rezillik dünyaya
yansıdı, Kübalılar ama Bush onları terk etti ama Fidel bizim aramızdaydı
diyorlar.
Türkiye
ile ilgili bilgileri olağanüstü, Tayyip,Irak Savaşı, kürt sorunu
EL
CERRO Belediyesi, Meclis toplantısı, Salvador Allende hastanesi
Başkan
, bşk.yrd. El Cerro’nun Havana için anlamı
ROM
Fabrikası ziyareti
Mojito,
Juanito,puro,
Müzeler,
Meydanlar, Jose Marti evi
SANTA
CLARA ve CHE’ni mezarının ziyareti
Havana
Kır ayrımı
Havana’nın
restorasyonu UNESCO ve sonrası
Fidel’in
Kübalılar için anlamı
Jose
Marti’nin Kübalılar için anlamı
Che’nin
Kübalılar için anlamı
EĞİTİM/SAĞLIK/YAŞAMAK
İÇİN YİYECEK/KONUT/EMEKLİLİK/İNSANİ MUTLULUK
DİLENCİLER/FUHUŞ/KARABORSA-kültürel
ürünler sertifikasız ülke dışına çıkarılamıyor.
ABD
ambargosu ve temel ideolojik yönelimin 5 kübalı tutsak ve ABD ambargosu üzerine
kurulmuş olması.
Turizm
böyle giderse devrimin geleceği ne olur?
Fidel
ölürse devrime ne olur?
Fidelin
hastalığı ile ilgili dedikodulara karşılık vermek ve Devrimin durumu hakkında
söylediği gibi
VAMOS
BİEN !
10 Kasım 2006 Cuma
Düşler Tarlasından, Mayın Tarlasına Düşen Toptu Ülkemin Tüm Çocukları
Tarihi
Kentler Birliği Mardin – Midyat Buluşması için 7-10 Eylül 2006 tarihlerini
Mardin-Midyat-Nusaybin-Gercüş-Hasankeyf’de geçirdik. Mardin ve Midyat
Belediyelerinin ortak konukluğunda çok iyi ağırlandık. Özellikle Mardin
Belediyesi Kültür Müdürü Mehmet Hadi BARAN’ın bize çok iyi ev sahipliği
yaptığını belirtmek gerek. Baran sana selam olsun.
Bir
tür kapalı lahmacun olan Sembusek,
kuzu etinden iç pilavlı Kaburga Dolması,
hem kızartılmış hem haşlanmış içli köfte,
Lebeniye denilen yoğurt ve bulgurdan
yapılan çoban çorbası, taze çekilmiş tarçının mis gibi kokuları ortalığa
yaydığı İrmik Helvası gibi bölgeye
özgü ve ağırlıklı et yemeklerinden tattık.
Kaldığımız
otelin terasında büyüsüne kapıldığımız, büyük bir tepsi gibi kızıldan beyaza
dolaşarak doğan ay, sağımızda gecenin tüm görkemini uzak gezegenlerden bir
gölge gibi üzerimize yağdıran Mardin, solda ve uzaklarda göz kırpan ışıkları
ile Suriye köylerini işaretleyen Yukarı Mezopotamya Ovası, ruhumuzu Kasımiye
Medresesinin eyvanındaki havuzunda bir resme dönüştürüyordu.
Ulucami’den
gözlerinizi ufka doğru çevirdiğinizde Yukarı Mezopotamya Ovası’nın önünüzde
uçsuz bucaksız bir umman gibi uzandığını görüyor ve Mardin’de deniz olduğu
izlenimine kapılıyorsunuz. Ovanın bereketini tarım yapılan topraklarda
hissederken, Mardin ağaçsız ve açık bir müze kent gibi arkanızdan sizi ovaya
itiyor. Mardin’i kimin kurduğu üzerine rivayet çok ama bilinen M.Ö. 4500’lerde
Mezopotamyalı bir halk olan Subariler yerleşmiş buralara. O günden M.Ö. 7. yüzyıla dek hep yerleşim alanı
olarak kalmış bölge. Sırasıyla Sümerler,
Akadlar, Elamlar, Babil, Hititler, Medler, Asurlular, Selevkos Devleti,
Persler, Sasaniler gibi onlarca devlet hüküm sürmüş ve tarihi biriktirmiş bu
topraklarda. M.S. 1. yüzyıldan itibaren ise önce Roma İmparatorluğu sonra
Bizans’ın payına düşmüş bölge bütün bütün. 1071’deki Malazgirt Savaşına kadar
bu topraklar çeşitli İslam devletlerinin eline geçmiş, 1071 den sonra ise
Selçuklu hüküm sürmeye başlamış buralarda. Artuklular bölgede Selçuklulara
bağlı 2 ayrı devlet kurmuşlar. Merkezi bu günkü Hasankeyf olan Artukoğulları Beyliği
aynı zamanda İpek yolu’nu da kontrol etmiş yaşadığı sürece. Selçuklulardan,
Eyyubiler, İlhanlılar, Memluklar, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular,
İran Safavileri derken, Yavuz, 1517’de Çaldıran ile bu bölgeleri Osmanlı
toprağına katmış. Ve merkezi Diyarbakır olan sancağın 24 ilinden biri haline
dönüşmüş Mardin ve yöresi.
Mardin’e
gitmeden okuduğum Ahmet Ümit’in Kavim adlı romanı bu bölgeden İstanbul’a uzanan
bir cinayeti resmediyordu. Süryanilerle ilgili bir şeyler okurken bir de Ahmet
Ümit sözünü söyleyince Mor Gabriel
Manastırını görmek benim için ilginç ve muammalı bir hal almıştı. Süryaniler
azizlerine Mor diyorlar bunun renk olan morla bir ilgisi olmadığını öğrendik.
Arap kökenli olanlar ise hançerelerinden çıkardıkları sesle Maer gibi bir şey
söylüyorlar ama bizim gibi şehirliler için tekrarlamak olanaklı değil. Mor
Gabriel, Mor Yakup, Mor Abrohom gibi manastırlar bölgeye yayılmış durumda. Mor
Gabriel bir aziz ama Müslümanların Hızır peygamberine benzeyen herkesin
yardımına koşan bir aziz ve yardımseverliği kadar da mütevazi. Zaten Deyrulumurun ve Deyrulzafaran Manastırları ile bölgedeki diğer tapınaklarda ilginç
bir sadelik ve mütevazilik insanın aklına işleniyor. Manastırdaki Metropolite
bu sadeliğin nedenini sordum. İlk Hristiyanlar olmaları nedeniyle mi yoksa
bölgenin genel havasından ve mütevaziliğinden ayrı düşmemek için mi böyle sade
manastırlarınız diye. Aldığım yanıt açıktı. “Her ikisi de doğru hem inancımız
ve hem de bölgenin sadeliği bizi böyle yapan” dedi. Mardin ve yöresi, tam bir kavimler kapısı, bir
yandan da inançların beşiği, buralara ilk gelenler Şemsiler(güneşe tapanlar) sonra
Yahudiler, Ermeni, Süryani ve Keldani Hristiyanlar yerleşmiş, sonra
Müslümanlar. Deyrulzafaran Kadim Süryani Manastırı’nın –diğer bir ifade ile Mor
Gabriel Kilisesi’nin- bir Şemsi tapınağı üzerine bina edildiğini öğrendik. Bölgede Türkçe,
Kürtçe, Arapça ve Süryanice
olmak üzere 4 dil konuşuluyor. Dar abbaralardan (üzerinde evlerin olduğu
tüneller, Mardin’de sokakları birbirine bağlıyor) geçilen sokaklarda daracık dükkanlarında
herkes size hoş geldin diyor, kahveye çaylar dört dilden söyleniyor. Masadan masaya
laflar Arapça başlayıp, Kürtçe bitiyor. Arastalarında Mardin işi tepsilere
Şahmaran desenler işlenirken, kilisenin çanı, camiden yükselen ezan ile
kardeşçe avazesini aleme salıyor, alçak perdeden bir hışırtı gibi güvercinler
kanat çırparken, taş işleyen çekiçlerin aşk dolu nağmeleri aklınızı uyuşturup
yüreğinizin o güne dek hiç açılmamış kapılarında size selam duruyor. Doğudan yükselen ışık Diyarbakır ufukları
üzerinde batmaya yüz tuttuğunda buraların başka bir alemin parçası olduğunu
duyumsuyorsunuz.
Tüm
büyüyü sarsan belki de Onat Kutlar’ın dediği gibi bu Mardin’in hoyratlığıdır,
keder kartallarının gölgesi altında, tütün saran elleri kınalı, günahsız
ölümlerin boy attığı Mezopotamya. Oysa gündüzün bütün yoksulluğu ve yoksunluğu
ile önünüzde serilen Şırnak asfaltı gerçekleri hatırlatır sizlere. Özel Timin
kaba, nobran ve merhamet bilmez uzun namluluları, gerçeğin siyahına dönüşürken,
Midyat’ta yoksul çocukların düşsüz gözleri ve umutsuz iki yana sarkmış elleri
karşılar sizi. Midyat adının aynadan geldiği rivayet olunur tıpkı buralarda
yaşayanların Türkçe, Kürtçe, Süryanice ve Arapça karışımı bir dil olan
Mahalmice’yi konuşurken kendini gördüğü gibi. Buralarda Türk, Kürt, Arap, Süryani
aynı yoksulluğa aynı ritüelle evlenir, aynı aynada kendine bakar gibi. Midyat
size gümüşün oyununu sunar bir sır verircesine, dükkanların vitrinlerindeki
ışıltı ne denli çoksa sokaktaki çocukların gözlerindeki ve yüreklerindeki
yoksulluk da o kadar çoktur Midyat’ta. Güneş
yorulmuş gibi kaçar sokakların yaşlı taş yüzlerinden, binlerce yıllık sözcükler
dağılırken sokak aralarına, kapanan kepenkler kederli oyununa başlatır
Mezopotamya’nın kendine ait sandığı yıldızlarıyla, isli kandillerin
soluklaştırdığı Midyat yoksulluğunu. Olanca ağırlığı ile bürünür siyaha gece,
ne bir ses, ne bir koku, ne bir güzellik kalır kendini ayıran geceden, korkunun
imparatorluğu sessizce yağar çarpan tüm kalplerin üzerinde.
Yolumuz
Nusaybin’edir, ışık dolunca yeryüzünün tüm noktalarına, Dara’daki su
sarnıçlarının susuzluğu koşut gider mayın tarlalarının insansızlığına. Nusaybin’de
çocuk olmak zordur. İki kez sektirdiğin topa sertçe vurduğunda top düşlerin
gibi ya mayın tarlasına düşer ya da bölünmüş kaderi gibi Nusaybin’in karşı
tarafa geçer. Bu nedenle Ahmet TELLİ,
“Orda ölmek çocukların asıl işi
Ağlamaksa kadınların nasibi
Bu yüzden küskündür onlar
Osmanlı mülküne ezelden beri
Bu yüzden Ezidi Asuriye benzer
Süryani Ermeniye ya da hepimize
Ve yanlış okundukça Dicle ile Fırat
Efsane alacak tarihin yerini” der.
Düşleri
mayın tarlalarında yok olan çocukların ülkesidir buralar. Değil başka
dünyalara, uzayın uzak köşelerine gitme düşleri kurmak, bahçe duvarının
arkasına gitmek bile ölümün öbür adıdır Nusaybin’de. Kürtler Mêrdin der
Mardin’e “delikanlılar şehri” manasında, eğer öyle ise Nusaybin “düşleri
tükenmiş çocukların şehridir.” Kim koymuş bu sınırları onların yüreğine hem de
ipek yolunun üzerinde bilinir, Timur yaktığı için bir daha kendine gelemeyen
Nusaybin’in kadersizliği bağlar Suriye köylerindeki akrabalıkları. Hiç düşünmüş
müdür? Bağdat’tan, Musul’dan gelen kervancılar develerin gölgesinde güneşten
saklanırken bastıkları toprakları bir gün insanlığın en büyük ayıbı olan
sınırlar ayıracak. Binlerce yılın durağını, yüzyılların müebbetine bağlayan
masa başı haritalarını çizenler, ekmek parasının bastığı mayınlarda yok olan
yürekleri kabuslarına kısa film yapmışlar mıdır? Yakınları uzak yapmanın
cezasını, yok olan çocuk düşlerinde
tek ayak üzerinde beklemek olarak ödemişler midir? Masallara, hikayelere,
düğünlere, manilere, ağıtlara, türkülere yansıyan, düşlere, umutlara, geleceğe
bakan gözlere yansımamış mıdır? Akrabasını, komşusunu dikenli tellerin ve
mayınların arkasında bırakanlar, yılda sadece birkaç kez el sallamasına izin
verilen ortak çarpan yürekler, düşmanlıkları
bir buğday tarlasını okşayan rüzgarlar gibi dağıtmaz mı? Dedik ya kadersizdir Nusaybin, yenik, umutsuz,
gözle görmenin yetmediği, yaşamla ölüm arasında tetikte ve tedirgin.
Küçük
üçgenden dikkat mayın tabelalarını sırtımıza yükleyip bir başka trajediyi
sergilemeye giden gezici kumpanyalar gibi güneşin kızıldan gümüşe döndüğü yöne
doğru ipek yolunu izleyince, ne olduğunu anlamadan önümüze çıkan Hasankeyf,
nefes alıp verdiğimizi anlamak için lirik bir şiiri okur gibi gözlerimize hücum
eder. Gördüğümüz düş değildir. Dicle’nin suyunu kim sınırlamış bu güne dek
sakin sakin aktığına bakarak ve hangi vicdansız vermiş buraların idam
fermanını. Yüzlerce yıla direnen minareleri politikanın kararları yıkabilir mi?
Taştan oyuklarında çarpan yürekler, toprağın kaderinde kararttığı tenler değil
mi dünyayı yaşanası kılan? Cilveyle yürüyen bedenlerinin esirgendiği insanlığa,
simsiyah bir kederle örülü gözlerle bakan ve sonlarının Hasankeyf gibi
olacağına artık inandırılmış kadınlar, umudu nasıl doğuracak bu topraklarda?
Ceylan derisi koltuklarında katline ferman verdikleri dağlar, kararı temyiz
edip hesap sormayacak mı? Ülkemin yoksul, yoksun, hilesiz seven, aşkları yarım
kalmış, sevdaları yaralı, bir akrep gibi kendini ve tarihin izlerini yok sayan tüm insanları, seslerinizin
akustiği gökyüzünde çınlamayacak mı? Diller birbirini anlarken, dinlerin
kendilerine komşu olduğu bu topraklar sahipsiz midir? Taşlar elleri anlatmaz
mı? Her taşın her sokağın bir efsanesi yok mu? Bilin ki gülmüyor artık
Hasankeyf’in mahcup kadınları, kentime dönecek ve “Tanrı’nın soluğunun
değmediği yerlere gittim” demeyeceğim.
“Alacanım,
Yakılmış
bir köyün adıydı adın
Görmedi
kimse
İçinde
ben de yandım
O
gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman
Nerede
olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman
Mardin’im
Midyat’ım
Ah
benim altından avaze sesim
Kardeşlerimdi
ölen de öldüren de
Aranızdaki
duvarda
Gömülü
kaldım” diyeceğim...
7 Eylül 2006 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








































