4 Şubat 2012 Cumartesi

EL İZİ GÖNÜLLÜ SANAT ATÖLYESİ KURSU


Kimin parası ile kime spor tesisi!


Geçtiğimiz hafta Nilüfer’de tüm cadde ve sokaklarda bir pankart hepimizin dikkatini çekti.
AKP Nilüfer İlçe Başkanlığı’nın başta FSM Bulvarı olmak üzere tüm Nilüfer’e astırdığı pankartlarda Nilüfer Spor Kompleksi hayırlı olsun mesajı iletilmekte idi.
Bunun üzerine yaptığım araştırmada aslında Nilüfer Spor Salonu’nun AKP’nin değil Bursa İl Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü’nün işi olduğunu gördüm. 
Bursa’da 1995 yılında 5000 kişi kapasiteli olarak ihale edilen, ancak nedense 1996 yılında çalışmaları durdurulan Nilüfer Spor Salonu’nun temel atma törenine Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ta katılmışlar. 
Devletin yaptığı bu tesisin açılışına hem Bursa Valisi hem de Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı da katılmışlar. 24 milyon 812 bin liraya mal olması planlanan Nilüfer Spor Kompleksi'nin 800 günde tamamlanması beklenmekte imiş.
Devlet tesis yapar ve açılışta yapar, Bülent Arınç’ta gelir temeli atar, diğer protokolde gelip törene katılır. Bunlara söylenecek hiçbir şey yok. Ayrıca bu tesisin Nilüfer için çok iyi bir adım olacağını da düşünüyorum.
Ne kadar çok spor tesis olursa o kadar çocuk, genç, kadın ve tüm Nilüferliler bu hizmetten yararlanırlar. Ancak anlamadığım şudur: Devletin parası ile yapılan spor tesisinin AKP’nin parası ile yapılıyormuş gibi duyurulması ve takdimidir. 
Anladığım kadarı ile AKP kendini devlet gibi görme telaşında yoksa neden böyle bir hata yapsın ki değil mi? Ya da tesisi AKP yaptıracak da bundan kimsenin haberi yok.
Efendiler bizim ödediğimiz vergilerle elde edilen gelirlerle devlet tesisler yapacak elbette ama, bunu siyasal bir partinin sahiplenmesi en hafifinden bir akıl tutulması değilse, bilinçli bir tutumdur. AKP, “bakın ey Nilüferliler biz neler yapıyoruz. Görün ve uyanın” telaşı içindedir. Bu rol çalma işinin akıllara zarar olduğu ortada iken Nilüfer halkının bunu siyasallaştıran AKP’ye vereceği yanıt bellidir.
AKP bir siyasal partidir ve elbette siyaset yapacaktır. Ama bunu sırtını devlete dayayarak yapmamalıdır. Bu tutum ve davranış biçimi sürerse sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağı da açıktır. Derdim AKP’ye akıl vermek değil sadece bizlerin parası ile ve de devlet eliyle yapılan tesislerin bu biçimde tanıtılmasını doğru bulmuyorum

2 Ocak 2012 Pazartesi

Dünyamız için Önemli Tehdit


NASA’ya ne kadar güvenilir bilemem ama NASA’nın verilerine göre, küresel deniz suyu seviyesinde son 100 yıl içinde 17 cm yükselme saptandı. 50 milyon yıldır bu kadar kısa bir sürede, bu denli büyük bir sıcaklık artışına rastlanmazken, 1981-2001 yılları arasındaki dönem, dünya tarihindeki ‘en sıcak 20 yıl’ olarak kayıtlara geçti. 2010 yılı yazında; Rusya, Avrupa ve Asya’da sıcak hava dalgası yaşandı. Rusya’da 15 bin kişi kuraklık ve yangınlar nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı yıl Pakistan’da sel nedeniyle bin 600 kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. 2010 yılının ilk yarısında Çin’in Yunnan bölgesinde yaşanan kuraklık nedeniyle tarımsal üretim büyük ölçüde düştü, içme suyu sıkıntısı yaşandı. Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak iklimsel aşırılıklar, kuraklık, sel, gıda yetersizliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, türlerin yok olmasını, kitlesel göçler ve sosyal patlamaların ortaya çıkmasına neden oluyor. Ülkeler arasındaki pazarlıklar bir yana, iklim değişikliği tüm hızıyla sürüyor. 2010 yılında karbondioksit salınımı rekor düzeye ulaştı. “Nature Climate Change” dergisinde yer alan uluslararası bir araştırmanın sonuçlarına göre, 2008 ve 2009 yıllarında yaşanan küresel malî kriz, karbondioksit emisyonunun azalmasına sebep olmuşken, bu oran 2010 yılında yüzde 5,9 dolayında artış gösterdi. Araştırmacılara göre 2010 yılında havaya 10 milyar tondan fazla karbondioksit salındı. Bir diğer yandan 2011 yılı da çok masum geçmedi. Bu sene için beklentiler düşük ama iklim krizi, yarattığı ekonomik ve ekolojik olumsuz etkiler ile önümüzde çok net bir sorun olarak duruyor.

İklim değişikliğinde geri dönüşü olmayan nokta olan 2 derecelik sıcaklık artışının önüne geçilmesi için gelişmiş ülkeler için zorunlu ve gelişmekte olan ülkeler için gönüllü sera gazı salım azaltım hedefleri, azaltım ve uyum alanında finansal kaynakların yönetimi, düşük karbon ekonomisine geçişte en önemli ayaklardan biri olan teknoloji transferi gibi kritik başlıklar tüm dünyada en az ekonomik kriz kadar önem taşıyor. Daha da önemlisi,  Kyoto Protokolü’nün süresinin uzatılması veya  yeni bir yapı ile ilerlenmesi konusunda önemli tartışmalara da yapılmaktadır. Bilim dünyasının elindeki veriler tehlikeli sinyalini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Küresel sıcaklıktaki 2oClik artış, iklim değişikliğinin etkilerinin geri dönüşü olmayan bir noktaya geleceğine işaret ediyor. Bu artışın altında kalmak için gereken karbon dioksit miktarının 350 ppm olması gerekirken bugün 391 ppm düzeyine gelmiş durumdayız. İklim dostu ve düşük karbonlu bir gelecekte çözüme odaklı ilerlenmesi gerekiyorsa süreçte hükümetlerin yanı sıra, özel sektörün ve yerel yönetimlerin ve sivil girişimlerin katkısına büyük bir ihtiyaç var. Şimdiden söylenebilir ki, iklim müzakerelerinde sıklıkla tıkanan süreçlerinde yerel yönetimlerin, özel sektörün geliştirdiği ve yönlendirdiği çözüme yönelik yaklaşımların büyük bir etkisi oluyor. Özel sektör ve yerel yönetimler gibi gençler, çiftçiler, yerel topluluklar, ticaret örgütleri, araştırma kurumları ve kadın çalışmaları yürüten sivil toplum temsilcileri de süreci gözlemci kuruluş olarak takip ediyor. Sürecin şeffaflığını ve bilgi akışındaki verimliliği de gözlemci kuruluşların temsilcileri sağlıyor. Geleceğimiz tehdit altında bu çok açık ve eğer bu topraklarda ve gezegende sağlıklı ve mutlu yaşamak istiyorsak küresel iklim değişikliğine karşı aklımızı çalıştırmayı planlamalıyız.