15 Ocak 2012 Pazar

PAZAR PAZAR AVATAR!




Deseniz ki rüyanda mı gördün? Derim ki yok yok.
Avatar namlı meşhur üç boyutlu filmi dün iş çıkışı eşim ve oğlumla birlikte izledim. Valla gece rüyama da girmedi. James Cameron abi bu filmi çekmek için 16 yıl beklemiş ama  niye beklemiş anlamakta zorlandım.
Öncelikle belirtmek gerek bu filmin %80’i bilgisayar ortamında yaratılmış, James abi bu nedenle beklemiş olabilir. Gerçek hayatta zor tabi. O kadar ekşın, dağlar tepeler.
Ancak filmden çıkarılması gereken önemli dersler var.
Ders 1. Kainatın hangi noktasında olursanız olun ABD emperyalizmi sizi bulur ve sömürür. Bu kez unobtainum(elde edilemez) breh breh madenin adına bakın. Kilosu milyar dolar, ağabeylerde teknik var, taktik var, silahlar o biçim zaten yerli halk ne anlar bu işlerden.
Ders 2. Dünyada kurtulamadığınız ABD sömürü düzeni  sizi Pandora gezegenine de kaçsanız bulur. Bulmakla kalmaz madenlerinizi yutar ve yerli halka okul açar dil öğretir, sağlık merkezi yapmayı ihmal etmez. Ama bunları yaparken arka planda hep psikopat bir albay vardır ve CIA’nın dünyanın dört bir yanında düzenlediği kontrgerilla operasyonlarında deneyim sahibi olmuştur.  Önde zeytin ağaçları arkasında yar biçiminde Anadolu’da Bedri Rahmi’nin şiiri gibi değildir ABD İYİLİĞİ. Orada kural önce yerlilere iyi davranan biliminsanları arkada otomatik silahlar biçiminde tezahür eder. Sahi ABD, dünyayı bir tür laboratuar olarak kullanıyor olmasın, uzaydaki diğer galaksileri ele geçirince oradaki yerel halkların nasıl canına okuruz babından.
Ders 3. Şimdi bu ABD Emperyali ağabeyler nereden duydular nereden gördüler ve nereden biliyorlarsa Pandora adlı gezegende( Gezegenin adına da bir dikiz reca edelim hepinizden Efsaneye göre, Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora'yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kavanoz hediye eder ama bu kavanoz asla açılmamalıdır. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kavanozu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar... ancak son anda kutuyu kapatır bu da insanların içindeki "umut"tur.kötülüğün yayılmamış olması umudu. Pandora mutsuzluk ve dertlerin olmadığı dünyada yaşar fakat kadına özgü merakına yenilip kutuyu açar.Ama başka bir efsaneye göre de Pandora kutuyu açtığında dünyaya kötülük hakim olur ve Pandora kutuyu kapatırken de kutu Pandorayı esir alır…) geçer. Bu gezegende bulunan çok değerli bir elementi tüm askeri güçlerini kullanarak çıkarmak isterler ve elbette ABD bir şey isterse yapar kardişimmmm. Hikaye aynı hikayedir. Bu kez Epimetheus yerine tanrı Zeus(ABD tabi ki başka kim olacak) belden aşağısı sakat bir askeri (Jake Sully) karşımıza çıkarır. Bakın biz asker sakat bile olsa ona ne biçim görevler verir, Sam Amca olarak sosyal sorumluluk procesi yaparız dercesine. Eeeee tabi ki Pandora’nın yerine de yerli kızı Neytiri, hakketten balçıktan ve topraktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip olarak filmdeki yerini alarak, Yerlilerin sinirli ama karısına ses çıkaramayan klan şefinin kızı olarak, zengin kız yoksul oğlan manifestosunu da tamamlamayı ihmal etmez.
Ders 4. Tabi ki başka bir şeyi daha belirtmek gerek. Ulan bu yerliler neden hep değerli madenlerin olduğu yerlerde yaşıyorlar ağabeycim yaaa. Niye ABD topraklarında bulunmuyo bu değerli madenler. Neyse efendim film bu minval gidip bilgisayarın grafik ekran çözünürlük gücü ve çift çekirdekli, kuartetli bilgisayar namelerinin yarattığı görsel şahaserliğin içinde bulacağınız pagan yerli inancının çevrelediği doğa dostu bir yerli halk vardır. Kardeşim herifler hem yerli hem pagan ve doğa dostu hem de gitmişler tonlarca unobtainum üzerine çöreklenmişler. Dünyanın- sahi hangi dünyanın bu dünya mı öbür dünya mı o da belli değil ya- nedense bu unaobtainuma fena halde ihtiyacı olmalı yoksa film olmaz bilader. Film olması için bir ihtiyaç olması gerekir değil mi? Hem de güzel güzel paşa paşa niye vermezler ki bu madenleri (Bunları yazarken aklıma gelen çokkkkkk önemli bir durum var. Biliyorsunuz sık sık e-posta olarak hepimize Bor- Hulusiyum-vb. adlar gelen ve Türkiye’nin bilmem kaç trilyon dolarlık kaynakları olduğunu iddia eden power point sunuları var ya. Ulan biz de o yerli halklardan olmayalım. Maazallah) Efendim neyse her  daim olduğu gibi zengin kız  yoksul oğlana aşık olur. Ona yerli halk gibi yaşamayı, avlanmayı, sevişmeyi felan öğretir. Ne yapacaktı madenin yerini mi gösterecekti. Eh bedensel engelli de olsa sıradan bir ABD’li kadar anca kafası çalışan Jake Sully hem kızı tavlar  hem de madenin ana kaynağını bulurrrr.
Ders 5. Neyse efendim çok uzatmayalım da gidip kendiniz izleyin filmi. Ama madeni vermek istemeyen yerli halkın başına gökten ne düşer?
A.        3 elma düşer biri Obama’ya biri James abiye-filmi çekmiş o kadar yazıkkkk- biri size değillll psikopat Albay’a tabi ki
B.         Şimdiye kadar Vietnam, Şili, Angola, Somali, Irak, Afganistan vb. dünya halklarının başına ne düştüyse o düşer tabi ki.
Gelelim sonuna. Biliyor musunuz bu yerli halklar kızılderililerden beridir, bi türlü kendi kendilerine kurtulmayı beceremezler. Ulan o kadar yerlisin pagansın, doğa dostusun kendin kurtulsana, olmazzzzz. Ya ne olacak zengin kızı seven ABD’li fakir oğlan son anda tabi ki aşkından canım ne demek tabi ki aşkından yoksa Allah allahhh. Yerli halkı William Wallace gibi ( Hani vardı ya Mel Gibson abi İskoç ülkesindeki gerilla harbini bütün klanları birleştirerek patriot tadında skoç pastası yapıp uzun bacaklı John’u derbeder eden) hah işte tam onun gibi organize eder. Zaten bakın ben size diyorum bu yerliler de her şey var aslında unobtainum var, doğa dostular, gül gibi geçinip gidiyorlar ama ağabeycim yok yok organizasyon yok. Kurumsal değiller bir kerem. Neyse efendim klanları birleştirmek yetmez tabi ki fakir oğlanın yerli halkın gözüne girmek için şapkadan tavşan çıkarması şarttır.  Eee burada tebi ki James abi devreye girer ve fakir oğlanı ejderhaya bindirir, olacak o kadar kardişimmm film bu. Gerisini izleyin görün. Velhasılı kelam yerlileri kurtarmak gerekirse ancak biz kurtarırız size ne oluyor. (Ya bu bize pek yabancı değil galiba ne dersiniz. Rahmetli Celal Bey’de öyle dememiş miydi?)
Efendim Avatar’dan 1 ay kadar önce vizyona giren 2012 Dünyanın Sonu adlı filme de bir yazı döşenmek gerekli amma önce bunu yazmak kısmet oldu. O filmde de vardı bunda da var. Anlatılan senin hikayen değildir. Obama’nın Genelkurmayı olduğu yeni dünyanın gelecek tasallutudur bu. Yani bimerak-ı fil-idrak değilseniz ve dünyanın geleceği nasıl olacak diye merak ediyorsanız bu filmlerdeki gibi olmasını ABD’nin istediğini görmelisiniz. Dünya nasıl iyi bir yer olur aceba diye merak ediyorsanız hah işte buldunuz ABD’nin istediğinin tersi nasılsa dünya işte öyle iyi ve güzel bir yer olacaktır.  

 Filme gideceklere notlar: 
1.         Gözlükler insanın burnunu fena acıtıyor.
2.         İki buçuk saatin sonunda gözlükleri çıkarınca dünya iki boyutlu olmuyor. Hatta bu kadar zaman gitti tüh deyip 4.boyut olan zamana yanıyorsunuz.
3.         Filmi evde denemeyin alerji yapabilir.
4.         Film bittikten sonra çıkarken bu gözlükler bozuk galiba ben iyi göremedim deyip yeniden izlemeyi düşünmeyin kabul etmiyorlar.

5.         Gözlükler ne gerçek hayatta ne de evdeki televizyonda bir işe yaramıyor haberiniz ola.   

2 Ocak 2012 Pazartesi

Dünyamız için Önemli Tehdit


NASA’ya ne kadar güvenilir bilemem ama NASA’nın verilerine göre, küresel deniz suyu seviyesinde son 100 yıl içinde 17 cm yükselme saptandı. 50 milyon yıldır bu kadar kısa bir sürede, bu denli büyük bir sıcaklık artışına rastlanmazken, 1981-2001 yılları arasındaki dönem, dünya tarihindeki ‘en sıcak 20 yıl’ olarak kayıtlara geçti. 2010 yılı yazında; Rusya, Avrupa ve Asya’da sıcak hava dalgası yaşandı. Rusya’da 15 bin kişi kuraklık ve yangınlar nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı yıl Pakistan’da sel nedeniyle bin 600 kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. 2010 yılının ilk yarısında Çin’in Yunnan bölgesinde yaşanan kuraklık nedeniyle tarımsal üretim büyük ölçüde düştü, içme suyu sıkıntısı yaşandı. Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak iklimsel aşırılıklar, kuraklık, sel, gıda yetersizliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, türlerin yok olmasını, kitlesel göçler ve sosyal patlamaların ortaya çıkmasına neden oluyor. Ülkeler arasındaki pazarlıklar bir yana, iklim değişikliği tüm hızıyla sürüyor. 2010 yılında karbondioksit salınımı rekor düzeye ulaştı. “Nature Climate Change” dergisinde yer alan uluslararası bir araştırmanın sonuçlarına göre, 2008 ve 2009 yıllarında yaşanan küresel malî kriz, karbondioksit emisyonunun azalmasına sebep olmuşken, bu oran 2010 yılında yüzde 5,9 dolayında artış gösterdi. Araştırmacılara göre 2010 yılında havaya 10 milyar tondan fazla karbondioksit salındı. Bir diğer yandan 2011 yılı da çok masum geçmedi. Bu sene için beklentiler düşük ama iklim krizi, yarattığı ekonomik ve ekolojik olumsuz etkiler ile önümüzde çok net bir sorun olarak duruyor.

İklim değişikliğinde geri dönüşü olmayan nokta olan 2 derecelik sıcaklık artışının önüne geçilmesi için gelişmiş ülkeler için zorunlu ve gelişmekte olan ülkeler için gönüllü sera gazı salım azaltım hedefleri, azaltım ve uyum alanında finansal kaynakların yönetimi, düşük karbon ekonomisine geçişte en önemli ayaklardan biri olan teknoloji transferi gibi kritik başlıklar tüm dünyada en az ekonomik kriz kadar önem taşıyor. Daha da önemlisi,  Kyoto Protokolü’nün süresinin uzatılması veya  yeni bir yapı ile ilerlenmesi konusunda önemli tartışmalara da yapılmaktadır. Bilim dünyasının elindeki veriler tehlikeli sinyalini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Küresel sıcaklıktaki 2oClik artış, iklim değişikliğinin etkilerinin geri dönüşü olmayan bir noktaya geleceğine işaret ediyor. Bu artışın altında kalmak için gereken karbon dioksit miktarının 350 ppm olması gerekirken bugün 391 ppm düzeyine gelmiş durumdayız. İklim dostu ve düşük karbonlu bir gelecekte çözüme odaklı ilerlenmesi gerekiyorsa süreçte hükümetlerin yanı sıra, özel sektörün ve yerel yönetimlerin ve sivil girişimlerin katkısına büyük bir ihtiyaç var. Şimdiden söylenebilir ki, iklim müzakerelerinde sıklıkla tıkanan süreçlerinde yerel yönetimlerin, özel sektörün geliştirdiği ve yönlendirdiği çözüme yönelik yaklaşımların büyük bir etkisi oluyor. Özel sektör ve yerel yönetimler gibi gençler, çiftçiler, yerel topluluklar, ticaret örgütleri, araştırma kurumları ve kadın çalışmaları yürüten sivil toplum temsilcileri de süreci gözlemci kuruluş olarak takip ediyor. Sürecin şeffaflığını ve bilgi akışındaki verimliliği de gözlemci kuruluşların temsilcileri sağlıyor. Geleceğimiz tehdit altında bu çok açık ve eğer bu topraklarda ve gezegende sağlıklı ve mutlu yaşamak istiyorsak küresel iklim değişikliğine karşı aklımızı çalıştırmayı planlamalıyız.